Youtube videosu:
Harun Yılmaz Daha Önce Böylesi Yaşanmadı! | Serpil Yeşilyurt Vakası
"Gözlerimin önünde kızımı öldürenlerin çığlıkları, hâlâ kulaklarımda yankılanıyor. İçten içe nasıl yiyip bitiriyor, bilemezsiniz. Beynim adeta uyuşuyor. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen, aynı korkuları yaşamaktan kendimi alamıyorum. Akşam 6'dan sonra dışarı çıkmak, benim için neredeyse imkansız hale geldi."
Hanım Yeşilyurt, o olaydan yıllar sonra yaşadıklarını anlatırken, "Gözlerimin önünde kızımı öldürenlerin çığlıkları hâlâ kulaklarımda yankılanıyor," dedi. Serpil Yeşilyurt, 20 yaşındaydı ve çocukları çok seviyordu. Hatta çocukları o kadar çok seviyordu ki, anaokulu öğretmeni olmayı seçmişti. Atakent'teki Prenses Anaokulu'ndaki küçük öğrencilerin Serpil ablasıydı. Annesi Hanım Yeşilyurt'la aynı evde yaşıyorlardı.
O Cumartesi akşamı, yani o kara günde, annesiyle beraber yakın akrabalarının kına gecesi için hazırlanıp dışarı çıkmışlardı. Yürüyerek gitmeye karar vermişlerdi. Fakat tabii ki, ikisi de habersizdi. Karanlık bir tehlikeyle karşılaşmaya çok az kalmıştı.
Bir otomobil aniden yanlarında durdu. Serpil ve annesi, gayri ihtiyari otomobile dönüp baktılar. Araçta 4 genç vardı ve bu 4 genç, Serpil'den yaşça küçüktü. Serpil ve annesi şaşkındı. Onlar ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, gençler arabadan indi ve Serpil'i yakaladıkları gibi araca bindirdi. Hanım Yeşilyurt'un şaşkınlığının yerine artık dehşet almıştı. Gözlerinin önünde kızını kaçırıyorlardı. O da kızını o serserilerin elinden kurtarmak için çırpınıyordu. Kızı Serpil'in koluna sıkı sıkı yapışmıştı, bırakmamakta kararlıydı. Fakat nihayet onu da aracın içine çektiler.
Bütün bu korkunç olay, Ümraniye'de gerçekleşti. Çekmeköy'ün ormanlık alanıysa yalnızca birkaç adım uzaklıktaydı. Tesadüfen pencerede olan birkaç kişi, arabanın hızla uzaklaştığını görmüştü. Boğuşma, tabii ki arabada da devam ediyordu. Bir insanı kaçırmak bu kadar kolay olmamalıydı. Serpil, var gücüyle bağırıyor, o serserilerin elinden kurtulmaya çalışıyordu. Fakat içlerinden biri onu susturmakta kararlıydı. Elindeki şişeyi var gücüyle Serpil'in başına vurdu ve Serpil anında bayıldı. Başından feci şekilde kan sızıyordu.
Hanım Yeşilyurt, biricik kızının bayıldığını görünce adeta deliye dönmüştü. Diğerleri ise hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Sanki onlar kaçırmamıştı bu iki kadını, sanki birlikteydiler ve bir yere doğru gidiyorlardı. O derece rahatlardı, çünkü tiner şişesi kokluyorlardı. Kendilerinden geçmiş gibilerdi. Hanım Yeşilyurt'un çığlıklarından rahatsız olmuş olacaklar ki, onu da yumruklamaya, tekmelemeye başladılar. Hanım Yeşilyurt, bu sırada birinin elinden tutup onu ısırmaya çalıştı. Baktılar ki Hanım Yeşilyurt pes etmemekte kararlı, gözlerini bağladılar ve başını koltukların arasına soktular.
Çok geçmeden araba durdu. Söylediğim gibi, orman oldukça yakındı. Hanım Yeşilyurt'un gözlerindeki bandajı açtılar ve onu arabadan aşağı ittiler. [Müzik] Hanım Yeşilyurt, bağırmayı denedi. Yardıma ihtiyaçları vardı, fakat etraf oldukça sessiz ve sakindi. Maalesef bu çabası da işe yaramadı. Ağaçların altına vardıklarında, korkudan tir tir titriyordu. Kızı ise hâlâ baygındı, arabadaydı ve başında bir nöbet tutuyordu. Diğerleri ise annesine acımasızca saldırıda bulundu. Yere düşen kadına cinsel istismarda bulundular. Aceleleri varmış gibi davranıyorlardı, zaten 10-15 dakika içinde de işleri bitmişti. Cinsel istismarda bulunduktan sonra tekrar saldırdılar. Öldürdüklerine emin olduktan sonra da oradan ayrıldılar.
Birkaç kilometre daha gittikten sonra, daha da ıssız bir yer buldular. Bu sırada Serpil de ayılmıştı ve bırakmaları için onlara yalvarıyordu. Maalesef o da annesiyle aynı kaderi paylaşıyordu. Etraf oldukça ıssızdı, yani bağırması hiçbir anlam ifade etmiyordu. Onu da ağaçların altına getirdiler ve o da korkudan titremeye başladı. Serpil de aynı korkunç muameleye maruz kaldı. Serpil'i biraz hırpaladıktan sonra, grup içinde bir tartışma çıktı. Tartışmanın sebebi ise, Serpil'e ilk önce hangisinin cinsel istismarda bulunacağıydı. 17 yaşındaki Serdar Kaçmaz, "Önce ben," dedi. "Bana söz verdiniz, benim için bunları yapıyoruz." Doğruydu, söz vermişlerdi. Çünkü Serdar Kaçmaz, cezaevinden yeni çıkmıştı. Serdar'ın bu öncelikli isteği kabul edildi ve ilk önce cinsel istismarda o bulundu. Ardından Serdar'la aynı yaşta olan İsmail Çolak, 16 yaşındaki İsmail Ayvacıoğlu ve daha sonra da 13 yaşındaki Savaş Tülek, sırayla Serpil'e saldırdı.
Şu ana kadar yaptıkları yetmezmiş gibi, işi adeta vahşi bir ayine çevirdiler. Açıkçası neler yaptıklarını videoda söylemek istemiyorum, çünkü ben okurken bile içim bir hoş oldu. Çeşit çeşit işkencelerde bulundular. Hatta öylesine geçmişlerdi ki, hangi safhada Serpil'in öldüğünü hatırlamıyorlardı bile. Bu tinerci serseriler, Serpil'i orada bırakıp kaçtı. Çaldıkları otomobili rastgele bir yerde bıraktı ve her biri kendi yoluna devam etti.
Bu sırada polis ve jandarma da olayın üzerine gidiyordu. İlk olarak 40 yaşındaki Hanım Yeşilyurt bulundu. 30 kez bıçaklanmış ve defalarca cinsel istismarda bulunulmuş bir şekilde hastaneye kaldırıldı. Ancak kızı Serpil'den hâlâ haber yoktu. Aradan 4 gün geçmişti. Fakat bir gece, polis imdat hattına bir telefon geldi. Telefondaki kişi, kaçıranların kim olduğunu bildiğini söyledi. Adı geçen bu dört kişi, çevrede tinerci olarak tanınıyordu. Ümraniye Emniyet Müdürlüğü hızlı bir şekilde harekete geçti ve bu 4 kişiyi evlerinden aldı.
İtiraf eden ilk kişi, 13 yaşındaki Savaş Tülek oldu. Bu kişi, henüz 13 yaşındayken mahallede top oynuyordu. Şimdi ise cinayet itiraf ediyordu. Anlattıkları karşısında polisler dehşete düşmüştü, çünkü anlattıkları inanılmazdı. Söylediğim gibi, Serdar Kaçmaz cezaevinden yeni çıkmıştı ve İsmail Çolak'la birlikte geneleve gitmişti. Fakat bu onları kesmemişti. Daha sonra, "Taze kan, taze kız istiyorum," diyerek çaldıkları bir otomobille Ümraniye sokaklarında dolaşmaya başladılar. Daha sonra da yolda yürüyen anne ve kızını gördüler. Onlara saldırıp arabaya attılar. "Kadın bayıldıktan sonra ona cinsel istismarda bulunduk. Daha sonra İsmail Ayvacıoğlu bıçağını çıkartıp kadına saldırdı. Hepimiz korkuya kapılmıştık. İsmail Ayvacıoğlu, kadını öldü zannederek oradan hemen uzaklaştık. Daha sonra birkaç kilometre daha ilerledik ve aynı şeyi Serpil'e de yaptık. İşimiz bittiğinde, İsmail Ayvacıoğlu yine ilk bıçağı çıkardı. Sonra hepimiz Serpil'e saldırdık," diyorlardı.
Serpil'in bulunduğu yere götüren kişi, 13 yaşındaki Savaş Tülek'ti. Görüntü tabii ki feciydi. Kızdan geriye kalanlar, ambulansla birlikte Haydarpaşa Hastanesi'ne götürüldü. Aynı hastanenin yoğun bakımında ise annesi yatıyordu, her şeyden habersiz. Polisin söylediğine göre, sanıkların hepsinin çok sayıda hırsızlık, gasp, kapkaç ve benzeri suçları vardı. İşin daha da ilginci, yani benim en çok şaşırdığım şeylerden biri, İsmail Çolak'ın ailesinin kendi çocuklarını savunmasıydı. Onların deyimiyle, çocukları kötü arkadaş kurbanı olmuştu. İsmail Çolak, 8 çocuğun en büyüğüydü ve babası Ayhan Çolak'ın söylediğine göre de çok iyi bir evlattı. Ayhan Çolak'ın söylediğine göre, olaydan sonra İsmail, babasına gelip böyle bir olaya karıştığını söylemişti. Bu olaya arkadaşlarının zorlaması sonucu karışmıştı ve oldukça pişmandı. Kendileri teslim etmeyi düşünürken, polis gelip yakalamıştı.
Diğer çocuklar, kızın annesini kaçırıp tecavüz ettikten sonra, onu bir kenara atmışlardı. Daha sonra da Ayhan'ın oğlunu kontrol etmek için kadının başına göndermişlerdi. Yani ölüp ölmediğine bakacaktı. Çocuk İsmail Çolak, kadının yanına gittiğinde onun ölmediğini görmüştü ve ona, "Ölü taklidi yap," demişti. Ardından arkadaşlarının yanına dönüp öldüğünü söylemişti. Söylediğine göre, onun oğluna da zorla tecavüz ettirmişlerdi ve oğlu hiç kimseyi bıçaklamamıştı. Ayhan Çolak, oğlunu bu şekilde savunmuştu. Bu arada söylediğine göre, aynı zamanda oğlu tiner ve uyuşturucu bağımlısı değildi.
Bu olay, 1998 yılında gerçekleşmişti, yani ben doğduktan bir sene sonra. Aradan bunca sene geçmesine rağmen, kadın cinayetleri maalesef hâlâ devam ediyor. Toplum olarak, insan hayatının, hatta sadece insanı değil, canlı hayatının değerini anlamak zorundayız. Serpil ve annesi gibi binlerce canlının yaşadığı bu korkunç olaydan ders çıkartıp, daha bilinçli bir şekilde hareket etmemiz gerekiyor. Unutmayalım ki, toplumun her bir üyesinin güvende hissettiği bir dünya için çaba göstermek, hepimizin sorumluluğundadır.