Semûd Kavmi, Arabistan'ın Hicaz bölgesinde yaşayan güçlü ve zengin bir topluluktu. Semûd’un Arap değil bir yahudi kabilesi olduğunu ileri sürenler varsa da İslâm kaynaklarındaki yaygın görüş bunun bir Arap kavmi sayıldığı yönündedir. Dağları oyup içine görkemli evler inşa ediyor, tarım ve ticaretle uğraşıyorlardı. Sahip oldukları bu refah, onları kibre ve gurura sürükledi. Kendilerini herkesten üstün görüyor, Allah'ın nimetlerine şükretmek yerine, nankörlük ediyorlardı.
Ad gibi semud da kudretli ve güçlü bir ulustu. İri yapılı ve uzun boyluydular. Yavaş yavaş putlara tapmaya başladılar ve tektanrıcılığın doğru yolundan ayrıldılar.
Salih Peygamber Semud kabilesi içinde çok sevilen ve güvenilen bir kişiydi. Kabile içinde büyük saygı görüyor, iyi davranışları ve bilgeliğiyle tanınıyordu. Bilgeliği ve popülaritesine dayanarak, kabileye liderlik etmesi için seçilmesi çok muhtemeldi. Ancak bu düşünce gerçekleşmeden hemen önce, Allah tarafından Peygamberlik için seçildi.
Hz. Salih, onlara şöyle dedi:
"Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O, sizi yerden (topraktan) yarattı ve sizi orada ömür geçirenler kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin, sonra da O'na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır, dualara icabet edendir."
(Hûd Suresi, 61)
Salih Peygamber'in bu mesajı ve tebliği Semud kavmi, özellikle de yönetici sınıf tarafından hoş karşılanmadı. Bu yüzden, ona olan tüm saygılarına rağmen, Salih Peygambere karşı çıktılar. Onlardan sadece birkaçı mesajı kabul etti, çoğunluk ise onu takip etmeyi kesin bir dille reddetti. Bunun yerine, atalarının yolunu nasıl terk edebilecekleri konusunda onunla tartıştılar.
Dediler ki: "Ey Salih, biz sana umut bağlamıştık, ama sen bizi atalarımızın taptıklarına tapmaktan men ediyorsun ve bizi çağırdığın şeyden kuşkulanıyoruz.”
Bunlar temelsiz argümanlardı. Bu nedenle başka bir yol denediler. Salih Peygamber'den, Peygamber olduğunu kanıtlamak için bir mucize talep ettiler. Peygamber ise onlara mucize gerçekleşirse tebliğini takip edip etmeyeceklerini sordu. Onlar da bunu yapacaklarına söz verdiler.
Salih Peygamber mucize talebini kabul etti. Peygamber'den kayalıklardan bir dişi deve çıkarmasını istediler. Deve on aylık hamile olmalı ve tüm kabileye süt verebilecek kadar sağlıklı olmalıydı.
Böylece insanlar, önceden kararlaştırılan gün ve saatte belirli bir yerde toplandılar. Önlerindeki büyük kaya yarıldı ve içinden kocaman bir dişi deve çıktı. İstedikleri gibi, o da 10 aylık hamileydi.
Bu deve, sıradan bir hayvan değildi. Hem görünüşü hem de özellikleriyle olağanüstüydü.
Bütün bunların gözlerinin önünde cereyan ettiğini görünce hayretler içinde kaldılar. Peygamber'in böyle bir mucize gösteremeyeceğini umuyorlardı, ama önlerinde olan şey onlar için inanılmazdı; daha doğrusu buna inanmak istemiyorlardı.
Bu mucizeyi görenlerden bazıları Salih Peygamber'in mesajını kabul ederken, çoğu inanmayı reddetti. Bunun yerine, mucizevi Dişi Deve'yi öldürmeyi planladılar, çünkü Salih Peygambere daha fazla insan çekeceğinden korkuyorlardı. Dişi Deve mucizesi İsra Suresi'nin 59. ayetinde özellikle zikredilmektedir: "Bizi âyetler (mu'cizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin onları yalanlamış olmasıdır. (Nitekim) Semûd kavmine de (mu'cize olarak) aydınlatıcı, (ders verici) bir dişi deve vermiştik de onlar (vahşice katlettikleri için) ona haksızlık etmişlerdi. 1 Halbuki Biz âyetleri (mu'cizeleri) ancak korkutmak için göndeririz."
Bu mucizeden Hicr Suresi'nin 80 ve 81. ayetlerinde de farklı bir bağlamda aşağıdaki şekilde bahsedilmektedir:
- Hicr halkı elçilerimizi yalanladı;
- onlara ayetlerimizi verdiğimiz halde onlardan yüz çevirdiler. Burada Hicr halkı Semud kavmine işaret ettiği söylenmektedir.
Başlangıçta insanlar mucizevi devenin özgürce yiyip içmesine izin verdiler, ancak nefretleri kısa süre sonra dişi deve için tehdit edici bir hal aldı. Gizlice onu öldürmeyi planladılar. Bunu öngören Peygamber, deve Allah'ın bir işareti olduğu için insanları böyle bir eylemden kaçınmaları konusunda uyardı.
Hz. Salih, kavmine şöyle dedi:
"İşte bu, Allah'ın size bir mucizesidir. Ona dokunmayın, suyunu paylaşın ve ona zarar vermeyin. Eğer ona zarar verirseniz, sizi büyük bir azap bekliyor."
Peygamber'in tüm mucizevi olaylarına ve uyarılarına rağmen, kâfirler planlarına devam ettiler ve sonunda onu öldürmeyi başardılar. Bu oldukça beklenmedik bir hareketti, bu nedenle Peygamber Salih onları Allah tarafından yaklaşan ceza konusunda uyardı. Onlara sadece üç günlerinin kaldığını ve ondan sonra sonuçlarıyla yüzleşeceklerini söyledi. Onlar uyarının ciddiyetini anlamadılar ve hemen şimdi gelsin, neden üç gün bekleyelim dediler. Bunun üzerine Peygamber, Neml Suresi'nin 46 ila 47. ayetlerinde anlatıldığı gibi, onlara tekrar gerçeği fark ettirmeye çalıştı:
(Salih) dedi ki: "Ey insanlar, niçin iyilik yerine kötülüğü çabuklaştırmak istiyorsunuz? Neden Allah'tan bağışlanma dilemiyorsunuz? Belki bağışlanırsınız." Dediler ki "Sen ve seninle beraber olanlar kötülüğü emrediyorsunuz." (Salih) cevap verdi: "Sizin haber verdiğiniz kötülük ancak Allah'tan gelebilir. Gerçekte siz (kendi uğursuzluğunuzdan dolayı) imtihan edilen bir kavimsiniz."
Bu arada kâfirler de Peygamber'e gizlice saldırmayı ve onu öldürmeyi planladılar. Dokuz kişilik bir grup komplo kurdu ve gece boyunca ona saldırmayı planladı.
Öte yandan, Peygamber'in üç günlük uyarısının bitiminden hemen sonra, kasabayı büyük bir deprem ve korkunç bir ses vurdu.
Evleri, yaptıkları görkemli yapılar, bir anda yerle bir oldu. Hiçbiri kurtulamadı.
Ancak, Peygamber ve takipçileri bu depremden etkilenmediler, çünkü her şey olmadan çok önce kasabayı terk etmişlerdi.
